top of page

Okulun Görünmeyen Müfredatı: Güven, İlişki ve Öğrenme

  • Yazarın fotoğrafı: Canan Kalkandelenli
    Canan Kalkandelenli
  • 21 Ara 2025
  • 3 dakikada okunur

Okul koridorlarında geçirdiğim yıllar bana şunu net biçimde öğretti: Okul başarısını yalnızca akademik programlar, ders saatleri ya da sınav sonuçlarıyla açıklamak mümkün değil. Aynı sınıfta, aynı öğretmeni dinleyen ve aynı müfredata tabi olan öğrenciler arasında gözle görülür farklar varsa, bunun nedeni çoğu zaman sınıfın dışında, hatta okulun da ötesinde başlıyor.

Çocuklar okula yalnızca çantalarıyla gelmiyor. Evde aileleriyle kurdukları ilişkinin izlerini, beklentilerini ve kaygılarını da beraberlerinde sınıfa taşıyorlar. Öğrencinin öğrenme süreci; ev, okul ve öğretmen arasında kurulan ilişkinin niteliğiyle doğrudan bağlantılı. Bu üçlü yapı sağlıklı işlemediğinde, akademik hedefler ne kadar iyi planlanmış olursa olsun, sürdürülebilir başarıdan söz etmek güçleşiyor.


Çocuğun evde deneyimlediği ilişki biçimi, okuldaki öğretmen ilişkilerine yansıyor; öğretmenin sınıfta kurduğu bağ ise okulun genel iklimini belirliyor.


Sınıfta Gözlenen Davranışların Arka Planı


Okullarda yaptığım gözlemler şunu açıkça gösteriyor: Çocukların yetişkinlerle kurdukları ilişkiler, sınıf içindeki davranışlarını doğrudan etkiliyor.


Bazı öğrenciler derse istekle katılıyor, hata yapmaktan korkmuyor ve öğretmeniyle rahat bir iletişim kurabiliyor. Bu çocukların ortak noktası, yetişkinlere güvenebilmeleri. Onlar için öğrenmek bir tehdit değil; denemenin, yanılmanın ve keşfetmenin doğal bir parçası.

Bazı öğrenciler ise sürekli onay arıyor, öğretmenin her bakışını ya da uyarısını kişisel algılıyor, ayrılık anlarında yoğun kaygı yaşayabiliyor. Bu çocukların akademik potansiyeli çoğu zaman bu duygusal yükün altında kalıyor. Onlar için öğrenme, bilgiden çok ilişkilerle ilgili bir mücadeleye dönüşüyor.


Bir başka grup ise daha sessiz, kendi hâlinde ve yardım istemekten çekinen öğrencilerden oluşuyor. Genellikle “sorunsuz” olarak görülüyorlar; oysa en geç fark edilen risk grubu da çoğu zaman bu çocuklar oluyor. Duygusal ihtiyaçlarını belli etmemeyi öğrenmiş bu öğrenciler, destek istemekte ve destek bulmakta zorlanıyor.


Öğretmen, Sadece Akademik Bir Figür Değildir


Öğretmen, sınıfta yalnızca bilgiyi aktaran değil, aynı zamanda ilişkileri şekillendiren temel bir figür; özellikle küçük yaşlarda çocuk için güven duyulan ve ilişki kurulan önemli bir yetişkindir.


Kendini güvende hisseden öğrenciler öğretmeni bir yol gösterici olarak görür. Soru sormaktan çekinmez, zorlandığında destek isteyebilir. Kendini güvende hissetmeyen öğrenciler ise öğretmenle ya fazlasıyla yakın olmaya çalışır ya da tamamen mesafe koyar. Bu nedenle öğretmenin tutarlı olması, neyle karşılaşacaklarını hissettirmesi ve duygusal olarak ulaşılabilir olması yalnızca sınıfın havasını değil, öğrencinin öğrenmeye ne kadar açık olacağını da doğrudan etkiler.


Tam da bu noktada öğretmen–veli iş birliği büyük önem taşır. Bir öğrencinin davranışını tek başına bir sorun olarak ele almak yerine, çocuğun hayatındaki koşulları ve yaşadıklarını anlamaya çalışmak gerekir. Okul yönetiminin temel sorumluluklarından biri de bu bütüncül bakışı mümkün kılmaktır.


Akademik Başarının Duygusal Altyapısı


Okullarda başarıyı değerlendirirken çoğu zaman sınav sonuçlarına, kazanımlara ve sayısal verilere odaklanıyoruz. Oysa uzun vadeli başarıyı asıl belirleyen; çocuğun stresle başa çıkabilmesi, hayal kırıklıklarına dayanabilmesi ve gerektiğinde yardım isteyebilmesidir.

Duygusal olarak dengede olan bir çocuk, sınav kaygısını daha kolay yönetir, zorlandığında vazgeçmez ve öğrenme merakını korur. Bu becerilerin temelinde ise çocuklukta kurulan güvenli ve destekleyici ilişkiler yer alır.


Velinin Taşıdığı Rol: Güvenin İlk Kaynağı


Veliler, çocuğun dünyayı ve öğrenmeyi nasıl algılayacağını belirleyen ilk referans noktasıdır. Okula başlayan her çocuk, evde kurulan ilişki biçimini sınıfa taşır. Evde kendini güvende hisseden ve desteklenen çocuklar, okula daha kolay uyum sağlar.


Veliyi yalnızca akademik takibin bir parçası olarak görmek, okul–veli ilişkisini daraltır. Oysa velinin okula ve öğretmene yaklaşımı, çocuğun okul algısını doğrudan etkiler. Okula güven duymayan bir ebeveyn, bu duyguyu farkında olmadan çocuğuna da aktarabilir. Bu nedenle yaşanan güçlükler çoğu zaman bireysel değil, ilişkisel kökenlidir.

Çocuğun okula dair hissettikleri, çoğu zaman ebeveynin okula nasıl baktığıyla şekillenir.


Okul İklimine Dair Sonuçlar ve Öneriler


Okulun gerçek müfredatı, ders programlarının ötesinde; kurulan ilişkilerde, hissedilen güvende ve paylaşılan duygusal iklimde yazılır. Çocuklar, hata yaptıklarında yargılanmayacaklarını ve zorlandıklarında destek bulacaklarını bildiklerinde öğrenmeye açılırlar. Bu nedenle eğitimde kalıcı başarı, yalnızca akademik içerikle değil, okulda kurulan ilişkilerin niteliğiyle mümkün olur.



21 Aralık 2025


 
 
 

Yorumlar


bottom of page